Müziğin yerinde dinlenmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Konser olabilir, arkadaş ortamı olabilir, sokak olabilir... Etkileşimin bulunduğu herhangi bir mecra... Evet, bir milyon kişi toplanıp Led Zeppelin'in kapısında her gün yatıp kalkmamız pek uygun olmayacaktır ama zaten bir müziğin/grubun/kişinin bu kadar ayrışması da pek tercih edilesi değil benim için. Güzellik her yerde yaratılıp her yerde algılanmalı; ayrışmamalı.

Zaman içinde arkadaşlarımdan, ortamımdan ayrı düştüm. Çeşitli sebeplerle toplumdan soyutlandım, müziğe doğrudan erişim imkanımı yitirdim. Ne onu icra edebildim ne de kendi akışı içerisinde dinleyebildim.

Bu noktada internet radyoları bir tür "ara yol" olarak çıktı karşıma. Algoritmaların döşediği ya da kişinin kendi istediği parçalardan ziyade, bir tür "etkileşim" içerisinde müziğe kapılma imkanı... Kabloların öte yanındaki her kimse onunla birlikte dinleme, tartışma, düşünme imkanı...

En çok takdir ettiğim, Düş'ü en çok hissettiğim parçalarla da bu radyolar sayesinde tanıştım. Aşağıdaki şarkı sanırım buna güzel bir örnek olacaktır.

Tımarhaneye tıkılmış bir zihin var bu şarkıda. İçten içe kaynayan bir ruh. Bir şeylerin yanlış olduğunu hisseden ama isimlendiremeyen, harekete geçmek için gerilen ama ne yöne fırlayacağını bilemeyen birisi. Ve, bir de ses... Geceleri ona fısıldayan, kabuslarını deşip neler olacağını anlatan... Tam bir deli işi.

Lakin, şarkıyı dinlerken o sese kulak verdiğimizde bir şeyi fark ediyoruz. Bir delinin canavarından çıkan bu sözler o kadar da yanlış değiller. Yüreğimizde yankılanan, aklımızdan geçen, bize doğru gibi gelen şeyler...

Tabii o radyo büyüsü bozulup parçayı sonradan dinlediğimde tüm bu atmosfer puf oldu gitti, ama şarkı hala güzel
"Madness or genius apart
We start it tomorrow"
\m/

https://youtu.be/xJSgS_mRy0Q