Her şeyin ters yüz edildiğine dair bir şeyler okumuştum; ne zaman ve nerede okuduğumu ne kadar zorlasam da hatırlayamıyorum. Müzikten de bahsediyordu bu gizemli yazıda; müziğin de ters düz edildiğinden bahsediyordu. Günümüzün oynak ezgileri dünün hüzünlü melodileriyken günümüzün keder dolu üzüntülü şarkıları dünün neşeli şarkılarını andırıyormuş. Tabii çok çok eskilerde, kadim medeniyetlerde sanat sadece ve sadece tanrılara ulaşmak için yapılıyordu; onların dilini konuşabilmek, onlarla iletişim halinde kalabilmek için. Tanrılar bizimle konuşamaz çünkü biz dillerini bilmiyoruz. Ve fakat maalesef sanat günümüzde kitleleri sürmek ve de kitleler üzerinden para kazanmak için yapılan bir tür aktiviteye indirgendi. Hele ki müzik! Belki de Tanrıların bizimle konuşabilmesini sağlayan tek yöntem hala. Davulsuz bir şaman düşünemezsiniz; ritim içinde, ritimle beraber göklere yükselebilir ancak.Herkes ve her şey şarkı söyler ve şaman da bir türkü tutturmalıdır asılabilmek için göklerin bir ucundan. Ve tüm bu curcunada bizi o kilitli kapılardan bir anlığına da olsa geçiriveren ve ruhumuza birden nedensiz bir ürperti veren bir melodinin kulu kölesi oluruz elbet. Müzikte aradığımız tek şey esasen diğer tüm konularda olduğu gibi anlaşılabilmek ve anlayabilmektir. Her müzik her insanla konuşmaz. Fakat bireyle konuşabilen müzik onunla ve o gizemli alem arasında bir tür köprü görevini üstlenecektir. Ve sadece bazı müzikler konuşur. Dead Can Dance grubu bence konuşabilen ve genel olarak herkesin ruhuna işleyebilen müzik yapabilen nadide gruplardan biri ki Lisa Gerrard -o acayip karanlık, hüzünlü ve gizemli sesin sahibi- bir röportajında şöyle der. "Ben yüreğin dilinde şarkı söylüyorum. Bu icat edilmiş bir dildir ve ben buna çok uzun zamandır sahibim. Sanırım bu dilde şarkı... (Daha fazlası)