Syd Barrett ilaç bağımlılığılığı ve olup olmadığı tam bilinmeyen akıl hastalığı yüzünden Pink Floyd'dan 1968 yılında dışlandıktan sonra 1969 yılında "The Madcup Laughs" isimli bir albüm çıkarıyor. Anlamadığım şu stüdyoya ve konserlere gelemediği söylenen biri nasıl oluyor da bir albüm çıkartabiliyor? Grubu kuran Syd, grubun isim babası Syd, ana vokal Syd, gitarist Syd, besteci ve söz yazarı Syd. Sonra ne oluyor da bu deli mücevher bu hale geliyor anlam verebilmek imkansız. Fakat benim naçizane yorumuma göre dışlanmasaydı ve sahip çıkılsaydı Syd bu hallere düşmeyecekti. Yüksek ihtimalle Roger Waters'ın çekememezliği Syd aleyhine bulabileceği en küçük bahaneyi dahi kullanmasıyla neticelendi ve de Syd harcandı böylelikle. Neyse ki David Bowie Syd'in tarzını bestelerinde kullanarak onu daha da destanlaştırdı. Bu arada müzik dünyasında gözüne sürme çeken ilk müzisyen de Syd Barrett. Syd Barrett'ın albümünden özellikle aşağıdaki parçayı çok seviyorum. Şarkıyı öylesine kaderine boyun eğmiş şekilde söylüyor ki onunla birlikte dehşetengiz bir karanlığa çekiliyorsunuz dinlerken şarkıyı. Küçük ve fakat sönmek üzere olan bir alev karanlığın içinde umut için yalvarıyor. Siyah umutların şarkısı olmuş bu; hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayallerin. Bu hayalin rüyalarında ağlayarak umutla gerçekleşmesini bekliyor. Hayatın zarar vermeden akıp geçmesini ve sevdiği ile birlikte domino oynamak istiyor. Günler öylece birbirini devirsin istiyor. Karanlıkta, sıcak bir huzurla tüm vaktini domino oynayarak harcamak istiyor; şöminenin önünde öylece oturarak. Büyük ihtimalle Syd bu hayalinin gerçekleşmeyeceğini biliyor. Umutsuz fakat gene de böyle bir şarkıyı yazmadan edemiyor. İngilizce sözlerde kafiyeler o kadar güzel bir şekilde akıyor ki insanın içini acıtan bir umutsuzlukla beraber kahrediyor dinleyeni -en azından beni-. Saykodelik kafalı... (Daha fazlası)